Okumak, hayatın en önemli erdemlerinden biri olsa gerek, herkesin yapamadığı, beceremediği bir şey, belki çok istenmesine ve okuyamayanların, okuyanları özenmesine rağmen. Peki insan neden istemesine rağmen beceremezdi veya okuyamazdı. Aslında tam manasıyla isteyebilmişmiydi? Gerçek manada istemişmiydi? Okuyabilmek bir erdemdi demiştim. Zira her erdem bir isteyişle başlardı ve sonrasında zor olanı kolaya çevirmekle... Yani biraz şuur biraz da irade işiydi, istemek yetmezdi, istemeyi gerçekleştirmek gerekti. Aslında kitapları okumakla başlayan süreç her şeyin ilkiydi, belki uyanıştı, yeni doğan bir çocuğun etrafı tanıma ve seçme, anlama süreci gibiydi... Anlamalıydı ve anlamlandırmalıydı hayatı, kendisini ve etrafında olup biteni... Zira bütün bunları bilme durumundaydı, etrafı tanımak ilk bilgileri elde etmekti okumak, kitapları karıştırmak. Bir müddet böyle devam edecekti. İlk okumalar, ilk bakışlar biraz nazlı biraz ürkek olacaktı, istemeyecekti, zor gelecekti, isteyecekti ama zor gelmesinden dolayı istemeyecekti… Her erdem bir irade işiydi, kendiliğinden elde edilmezdi, elde ediliş, kendini ortaya koymak isterdi… liyakatle ilgili… onu elde edebilmek için layık olmalısın, gerçek samimiyetini ortaya koymalısın, gerçek manada isteme ve gereğini yerine getirmekle elde edilen bir şeydi… elde edilmesi arzu edilen bilgiler kendini saklar, içinde sakladığı bilgiyi vermek için liyakatli birisini bekler...
Ve sonrası, kitaplarla hemdem olma, artık ilk zorlu süreç atlatılmış olacaktı... Artık hayata kendine dair daha rahat gezintiler yapabilecekti, olaylar arasında terkipler kurabilecekti, hayatı ve etrafında olup biteni anlama daha da kolaylaşacaktı, zoru başarmak bu demekti. Artık kişi okuma sürecinde basamak atlayacaktı, okuduklarıyla kurduğu yeni terkiplerle hayatı ve kendini tanımaya başlayacaktı. Her tanıyış, yeni sorgulamaları arkasından getirecekti ve her sorgulama yeni bilgilere sürükleyecekti ve her sürüklenme insanda yeni bir heyecan uyandıracaktı ve her heyecan yeni şeyleri ve bilgileri elde etmeye teşvik edecekti. Bu teşviklerin bu heyecanların bu sürüklenmelerin ve bu sorgulamaların ve bu okumaların sonu gelecekmiydi? Aslında sonu gelmeyecekti. Zira bu bir arayıştı... Evet okumak, belkide bir arayıştı… neyin aranmasıydı? Bu sorgulamalar, bu okuyuşlar, ne işe yarayacaktı? Elde edilen yeni terkipler, nereye sürükleyecekti ve nereye kadar sürükleyecekti? Kişi okudukça bilecek, bildikçe tanımaya başlayacak ve tanımaya başladıkçada sevecekti. Ve hayatı kendinden bir parça görecekti… hayatın bir parçası olduğunu hissedecekti. Bu hissediş, ona yeni sorumluluklar yükleyecekti, hayatın anlamı belirecekti. Hayatın anlamını bilmek isteyecekti, hayatın anlamını bilmek neyi ifade edecekti? Belki de varlığın, her sırlı oluşun, arkasını görecekti. Ve gördükleri, onu hayrete sevkedecekti. Hayret ise teslim olmayı gerektirecekti... Teslim olmalıydı ve teslim olacaktı ama şuursuzca değildi. Artık biliyordu neye ve nasıl teslim olacağını...
İşte okuma, kişinin içinde kendi varlığını hissettirecekti. Kişi, kendini var edenin varlığını hissedecekti ve O'na varmakla var olmanın anlamını öğrenecekti, O'nun varlığıyla var olmanın ne demek olduğunu bilecekti, işte var olmak o zaman her şeye değecekti işte bütün bunlar okumakla elde edilecekti... |