Albayrak Gazetesi       ERZURUM
 
E-Mail :
Şifre:
 
Şifremi Unuttum
Üye Olmak İstiyorum
Hangi Belediye Başkanının çalışmalarından memnunsunuz?

Ahmet Küçükler-Büyükşehir
Orhan Bulutlar-Palandöken
Ali Korkut-Yakutiye
Fatih Cengiz-Aziziye
Hepsi
Hiçbiri



Sonuçlar
Diğer Anketler

Toplam Oy : 7942

atauniv, ermeni mezalimi

.: YAZARLARIMIZ :. Dr. İsmail EYYÜPOĞLU
TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE KADIN HAKLARI VE ATATÜRK DEVRİMLERİ -I ismeyyupoglu@hotmail.com

 

TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE KADIN HAKLARI VE ATATÜRK DEVRİMLERİ -I 

Dr.İsmail EYYÜPOĞLU

Kadınların toplumdaki yeri ile ilgili olarak yapılan tartışmalar kültür ve uygarlık tarihinde ağırlıklı olarak yer tutmaktadır. Bu ona evrensel bir vasıf kazandırmıştır.

Hatta bir sorun olarak değerlendirilmiştir. “Erkek ve kadın birlikte insan dediğimiz kavramın bütünlüğünü kurarlar. İnsanlık bir de bu bütünün moral özelliğidir. Genellikle böyle olduğu halde günlük hayatımızda kadın hakkındaki görüş ve anlayışımızda derin gelişmeler göze çarpar. Bir yandan kadına bakınca onu annemiz olarak sever ve sayarız.

 

Kız kardeşimiz ve ablamız olarak şefkat ve muhabbetle kucaklar ve koruruz. Akrabamız olarak saygı gösteririz. Hatta bir gün hiç tanımamış, ilk kez gördüğümüz bir kadına tutuluruz, sevgilimiz olur. Ona kalbimizi bile dar görür, yalnız bize ait olmayan dünyayı bağışlamaya kalkarız. Kendi hareketimizi, ışığımızı yetersiz bulur, güneşe ve aya benzeriz.

Böylece kadın sevgimizin, edebiyatımızın konusu ve ahengi olur, sanatımızın biçimi ve ritmi haline gelir. Edebiyatta ve ulaşılmak istenen idealimizin doğrultusu olur. Ne var ki, kadını yüceltir görünen bu madalyonun bir de ters yönü vardır. Burada kadını soyut bir kavram olarak görür ve gösteririz. Onun annemiz, ablamız, kız kardeşimiz olduğunu unuturuz. Onun artık sevgilimiz, eşimiz bile olduğunu unuturuz. Bu soyut kavrama göre kadın aşağılık bir yaratıktır.

Erkeğin kaburgasından yapılmıştır. Ona hiçbir hususta eşit değildir. Saçı uzun aklı kısadır. Gerçekçi değil yalancıdır. Vefalı değil aldatıcıdır. İyilik tanıyıcı değil nankördür. Şeref ve haysiyete yardım edici değil köstekleyicidir. İnsanlık meziyetlerinden nasibi azdır. Sözün kısası Kadın insan suretinde yaratılmış şeytandır. Erkeğin yaptığı fenalıkların sebebi ve mutsuzluğun amili odur. İşte kadın problemi erkeğin kadı hakkındaki bu küçültücü ve aşağılatıcı görüş ve anlayışından çıkmıştır” .

Kadın hakları konusunda yapılan mücadeleler ve bu bağlamda verilen haklar içinde bulunduğumuz çağı etkilemesi açısından evrensel bir konu olarak değerlendirilmelidir. Kadını hor görüp aşağılayan sorunların kökleri tarihin derinliklerindedir. Birçok din yorumcuları kadını pek haksız şekilde yukarıda da belirtildiği gibi acıların kaynağı, günahın sembolü, şeytanın aracı gibi göstermeye çalışmışlardır. Budizm ve Hıristiyanlıkla ilgili eski kaynaklarda, bugün bu dinlere bağlananların da ciddiye almadıkları böyle yersiz suçlamaların sayısız örneğine rastlanır.

Dini kurallar İslam dini de dahil olmak üzere dini kurallar yıllar içerisinde bazı çevrelerin yönlendirmeleri ile karşı karşıya kaldı. Kadınlar aleyhine yorumlar getirildi. Hukuki çözümler bir noktada donduruldu. Çağların değişmesine ve dünyadaki ilerlemelere ayak uydurulamadı .

Toplumların geçirdikleri evrimle orantılı olarak yapılan sosyolojik tanımlamalarda kültür ve inanç sistemi; kadının konumunu etkileyen başat unsurlar olmuştur. Ancak XIX.yüzyılda sosyolojinin bilimsel bir disiplin haline gelişine kadar, kadınlarla ilgili olarak gündeme gelen her konuda cinselliği odak noktası haline getiren disiplinler ön plana çıkmıştı. Bu yüzyıla kadar kadınlar kendileri için herhangi bir demokratik hak talebinde bulunamamışlardır .

Kadın hakları ile ilgili taleplerin gündeme gelmesi çağdaş anlamda modernite kavramı ile birlikte Avrupa da gelişmeye başlayacaktı. XVIII. Yüzyılın sonlarında ve XIX.yüzyılın başlarında sanayi, bilim ve teknikte yaşanılan gelişmeler, toplumsal alanda da kendini hissettirmeye başlamıştı .

Bu da beraberinde Feminist hareketleri gündeme taşıyacaktı. XVIII.yüzyılda İngiltere’de doğan, cinsler arasındaki eşitliği kadın haklarının genişletilmesiyle sağlamaya çalışan bir toplumsal hareket olarak tanımlanmaktadır.

Feminizm terimi 1890’larda, özellikle kadınlara oy hakkı verilmesi ve kadınların eğitim ve çalışma olanağına sahip olmaları için kampanya yürüten kadınlar ve erkekler için kullanılıyordu. Oy hakkının (ABD’de 1920’de Britanya’da 1928’de) kazanılmasından sonra feminizm içindeki, kamusal alanda erkeklerle eşit haklara sahip olma hedefi ile ailenin özel alanındaki konumlarını iyileştirmeyi amaçlayan kadınların erkeklerden farklılıklarının tanınması istemleri arasında görülen kalıcı gerilim iyice su yüzüne çıkacaktı .

Osmanlı Devleti’nin çağı takip edememesinden ötürü bütün alanlarda yaşadığı çözülmeye “dur” diyebilmek için XVIII.yüzyılda devlet eliyle başlatılan bir dizi reform XIX.yüzyılda sosyal alana sirayet edecek ve 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile yeni bir dönem başlayacaktı. Orhan Koloğlu bu açıdan Tanzimat Fermanını değerlendirirken; “Din-ırk-kavim farkının bir ayırıcı unsur sayılmaması esasen Tanzimat’ın Evrensel İnsan Hakları yönündeki ilk önemli adımıydı.

Müslümanla gayri-Müslimi eşit sayan, dolayısıyla İslami uygulamaya ters düşen bu anlayış, Türklere Tanzimat’tan itibaren yakıştırılmaya başlanan dinsizlik, kafirlik, gavurluk sıfatlarının kökleşmesinde en önemli etken olmuştur. Her şeye rağmen, çağdaşlaşmanın ilk adımını oluşturan bu karardan Osmanlı Devleti sonuna kadar vazgeçmemiş, Türkiye Cumhuriyeti de aynen devam ettirmiştir.

Himaye yönetimlerinde yerliler-genellikle Müslümanlar- ikinci sınıf vatandaş sayılırken Türkiye’nin tüm haklarını tanımasını İslam’ın ruhuna, özellikle anayasalardaki ‘devletin dini İslamdır’ maddesine aykırı sayanlar tabii çıkacaktı. Kendilerinin toplumları içindeki ikinci sınıflık durumuna ‘yine de kendi işlerimizde şeriat uygulanıyor’ kılıfıyla teselli bulabiliyorlardı. II.Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler kurulup yeni bir Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi yayınlandığında onaylamayan, başta Suudi Arabistan olmak üzere az sayıda İslam Devleti çıkmıştır.

Gerekçeleri şeriatın bu bildirgenin içeriğinden daha kapsamlı olduğu iddiasıdır. Atatürk Devrimleri’nin bu alanda Tanzimat uygulamasının üzerine çıktıkları husus, kadın-erkek eşitliğini getirmeleri olmuştur. Gerçekte bu adımın kökeninde de Tanzimat ile başlamış ilk girişimler vardır” değerlendirmesi ile kadın hakları konusunda Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçen bir reformasyon bağından bahsetmektedir.

Burada özellikle Tanzimat döneminde aydınların konuya yaklaşımını belirtmek faydalı olacaktır. Bu aydınlar kadının toplum içerisindeki yerini tartışırken çoğunlukla şehir kadını üzerinde durmuş; genelde işsizlikten canı sıkılan kadının problemleri ile uğraşıp, onu işe yarar hale getirmenin yolunu aramıştı. Yapılacak ıslahatta kadının eğitiminin ön plana çıkarılması istenilmiştir.

Namık Kemal, Ahmet Mithat, Abdulhâk Hamit, Samipaşazâde, Fatma Aliye gibi kalem erbabı kadınlara sosyal haklar verilmesinin İslamiyete aykırı olduğu yolundaki iddiaları, yine İslami kaynaklara dayanatak çürütmeye çalışmışlardır. Abdulhâk Hamit, Tarık İsimli eserinde “ bir milletin kadınları, ilerleme derecesinin ölçüsüdür”der. Bu söz, Meşrutiyet Dönemi kadın dergilerinde özdeyiş gibi tekrarlanmıştı.

Namık Kemal’de yayınladığı yazılarda görücü yoluyla evliliğe ve erkeklerin eşlerini dövmelerine karşı çıkar ve şu temennide bulunur: “memleket bulunur ki, mekteplerinde olan hocaların yarısından ziyadesi kadınlar veya daha açık bir tabirle, yirmibeş yaşına varmamış kızlardır.

Cumhurbaşkanları, bakanlar ve milletvekilleri, generaller, memurlar, alimler ve edipler hemen ekseriyeti itibarıyla eşlerini onlardan seçerler”. Ahmet Mithat Efendi ise kadın erkek eşitliğine inanmamakla birlikte kadının bir köşeye atılıp cahil bırakılmasına karşı çıkmıştır. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı olan Fatma Aliye Hanım Nisvan-ı İslam isimli eserinde Osmanlı kadınının toplumdaki problemlerini gündeme getirmiş ve boşanma, örtünme, çok eşlilik gibi meseler üzerinde durmuş ve gelenekçi düşünceye sahip yazarlarla fikir tartışmasına girmişti.

Onun nazarında elbiseleri kapalı, saçları örtülü olduktan sonra kadınların erkeklerle bir arada bulunup görüşmelerinde bir sakınca görmemekteydi. Yerine göre alaturka ve alafranga giyinmeyi de tavsiye etmişti . Tanzimat Fermanı’nın (1839) yarattığı etkiye rağmen ülke genelinde yaşanılanlar göz önünde bulundurulduğunda iyimser olmak için henüz erkendi.

Bu dönemde İstanbul’da beyaz kadınların köle olarak eşya gibi alınıp satıldığı, çalışmaları resmi şekilde düzenlenmiş pazarlar vardı. Bu pazarlar ancak 1848’de köleliği yasaklayan milletlerarası anlaşmaların kabulü üzerine kapatılmıştı. XIX.yüzyılda İstanbul’da yalnız padişah sarayı değil devlet ricalinin, şeyhülislamların, kadıaskerlerin konakları, satın alınmış veya eşya gibi hediye edilmiş düzineler, hatta yüzlerce kadınla doluydu. Köle olmayan, hür kadınların durumu da hiç parlak sayılmazdı. Çünkü onlar da ikinci sınıf insan muamelesi görüyordu . 

Bu bağnazlık beraberinde hoşgörüsüzlüğü getiriyordu. Türk kadınına hak ettiği değeri ve toplumdaki saygın yeri kazandıran Atatürk, bu devrimini yaparken birçok çevreden yapılan haksız eleştirilere de muhatap olmuştu. Bu konuya yaklaşım tarzı şöyle olmuştu: “Unutmamalıdır ki, bazı insanlar geleceği, geçmişin arasından görmekte ısrarcıdırlar. Bunlar, ilgimizi kestiğimiz geleneklere karşı her durumda, sadakatin geri verilmesini isterler. Bu gibi insanlar, kendi inandıkları gibi inanmayan kimselerin istedikleri gibi ezmezlerse, kendilerini cenderede hissederler. Herhalde, bağnazsızlığın arzu edildiği gibi, genelleşmesi, huy haline gelmesi fikri terbiyenin yüksek olmasına bağlıdır” . Anlaşılacağı üzere Atatürk toplumda yaygın olarak yer tutmuş olan bağnazlığın üstesinden eğitimle gelineceğini ifade etmekteydi.



Dr. İsmail EYYÜPOĞLU diğer yazıları
Yazarlar
Feridun Fazıl ÖZSOY Feridun Fazıl ÖZSOY
132 YILLIK HAYAL GERÇEK OLUYOR…
Melek SARI GÜVEN Melek SARI GÜVEN
BİR ASIRDAN DA FAZLA…
Rıdvan CANIM Rıdvan CANIM
HAZARIN MAVİ GÖZLÜ GÜZELİ BAKÜ...
İrfan Gürkan ÇELEBİ İrfan Gürkan ÇELEBİ
DARBELİ MATKAPLAR
En Çok Okunanlar
Bosna Caddesi Sınav İş Merkezi Kat:3 No:302 Erzurum      Tel : (0 442) 233 90 91      Fax : (0 442) 233 90 92
Web Tasarımı ORDEN Bilişim Copyright 2008 © All Reserved. V2.2