Geçen hafta Pazartesi günü gazetemizin manşeti bir çevre katliamı üzerineydi. İspir’in Aksu köyünde yapılmak istenen hidroelektrik santrali ve bunun yol açacağı çevre tahribatı hem gazetemizde hem de gazetemizin internet sitesinde genişçe yer buldu.
Yaptığımız haber üzerine gazetemize öylesine yoğun düzeyde teşekkür içerikli elektronik posta geldi ki gururlandık ve doğru yolda emin adımlarla ilerlediğimizi bir kez daha teyit ettik.
Bunlar içinde bir tanesi vardı ki onun yeri bizim için ayrı bir anlam ifade ediyor. Necati Aksu isimli bir okurumuzun habere yaptığı yorum ve samimi teşekkürü bizleri duygulandırdı.
Sayın Aksu gönderdiği iletide:
“Albayrak gazetesine; konuyu haber yapan muhabirinden genel yayın yönetmenine tüm Albayrak ailesine, bu hassas konuyu gündemlerine alıp kamuya duyurduklarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. İşte gazete ve gazetecilik de budur. Nedir? Toplumun hangi uzvunda, hangi çeşit bir ızdırap varsa onu dillendirmek, çare olması gerekenleri göreve çağırmak ve özet olarak içinde yaşadığı camianın tercümanı olmak, olabilmek. Albayrak da bu anlamda bunu yapmıştır, sağolsun. Bir vücudun herhangi bir yerinde bir yara varsa kalp orada çarpmakta değil midir? Ta ki orası felah bulsun, vücudun da bekası muhafaza edilsin. Hakka emanet olun.” diyor.
Sayın Aksu’nun gönderdiği yorum samimiyetle yapılmış bir teşekkürü anlatmıyor sadece.
Medyanın asli görevinin yalnızca halkının sesi olması gerektiğini, sahip olduğu geniş kitlelere ulaşma gücünü asla birilerine saldırmak, medya terörü yaratmak, çamur atmak, kin kusmak amaçlı kullanmaması gerektiğini, ali çıkarlarını değil halkının ve ülkesinin çıkarlarını gözetmesi gerektiğini, kısacası medyanın asli görevi net bir şekilde vurguluyor. Bir gerçeği bir kez daha teyit etmiş oluyor.
Aksu Köyün’de yapılan çevre katliamının konusu aslında ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız türden. Tıpkı Hasankeyf’de tıpkı Alionoi’de olduğu gibi…
Klasik bir az gelişmiş ülke manzarası, tarihe ve çevreye karşı alabildiğine bir duyarsızlık alabildiğine bir umursamazlık ve bencillik hali…
İspir’in Aksu Köyün’de de yapılmak istenen tam da bu işte. Birkaç megavatlık elektrik için yok edilmek istenen bir köy…
Sadece bir köy değil muazzam bir doğa, belki birkaç neslin emeği dut ağaçları, Uluslar arası Doğayı Koruma Birliği tarafından koruma altına alınmış su samurları, yabankeçileri, soyu tükenmekte olan vaşaklar kısacası on yıllar boyunca ne kadar uğraşırsak uğraşalım, ne kadar para harcarsak harcayalım, ne kadar proje yaparsak yapalım; kolay kolay geri getiremeyeceğimiz elimizden avucumuzdan kayıp gitmek üzere olan bir miras…
Bu kaybedeceklerimizin bir boyutu, ortak mirasımız. Peki ya köylülerin kaybedecekleri…
En ağır kaybı onlar yaşayacak şüphesiz. Feryat ediyorlar, yapılan ön hazırlıkta dahi dedelerimizin mezarları yoğun şekilde tahrip oldu sonrasını düşünemiyoruz bile diyorlar.
Çok duyarlılar, dava açmışlar davaları devam ediyor o işin hukuki boyutu, birde seslerini herkese duyurma çabası içindeler bir internet siteleri var www.aksununsesi.org buradan vicdanlı herkese seslerini duyurmaya çabası içindeler.
Lütfen hiç olmazsa merak edin, bize çok uzakta bir köye, belki sesini artık hiç duyamayacağımız Aksu Deresi’nin çığlığına, yitip gitmekte olan hayatlara bir kulak verin…
Kim bilir belki bu sefer Hasankeyf de Alionoi de duymayan kulaklarımız duyar, görmeyen gözlerimiz görür, kupkuru gözlerimizden hiç olmazsa bir damla yaş gelir…